BİR AYAKKABI BOYACISININ İÇİNDE SAKLI KALAN ŞARKILAR
Selçuk sokaklarında bazen bir ayakkabı boyacısına rastlarsınız. Ama bazen karşınızdaki yalnızca ayakkabınızı boyayan biri değildir.
Yaşam
Yayın: 03 Ekim 2026 - Cumartesi - Güncelleme: 03.10.2026 01:38:00
Editör -
Okuma Süresi: 6 dk.

BİR AYAKKABI BOYACISININ İÇİNDE SAKLI KALAN ŞARKILAR
Selçuk sokaklarında bazen bir ayakkabı boyacısına rastlarsınız. Ama bazen karşınızdaki yalnızca ayakkabınızı boyayan biri değildir. Bir ömür, bir hikâye, bir ses ve yarım kalmış bir hayal vardır karşınızda.
Selçuk'ta yaşamını ayakkabı boyacılığı yaparak sürdüren 60 yaşında bir kardeşimiz var. Fikret Hepakarca. Lakabı da Ferdi. Konya'nın Selçuklu ilçesinden yıllar önce buraya gelen bir ailenin evladı. İki çocuk babası. Güler yüzlü, tatlı dilli, insanın yanında kendisini rahat hissettiği güzel yürekli bir insan. Ben Fikret kardeşimizi ilk kez 1990 yılında Halk Eğitim Müdürü olarak görev yaptığım yıllarda tanıdım.
O gün ayakkabılarımı boyatmak için yanına gitmiştim. Ayakkabılarımı aldı, bana bir terlik verdi.
“Müdürüm, sen Avcılar Kulübü'nde çayını rahat rahat iç, ben birazdan ayakkabılarını boyar getiririm.” dedi. Ben de çayımı yudumlarken bir taraftan onu izlemeye başladım. Ayakkabılarımın bağcıklarını çıkardı. İşte o anda merakım daha da arttı. Acaba ne yapıyor diye düşünürken işini büyük bir titizlikle sürdürdü. Bir süre sonra ayakkabılarımı getirdi. Teşekkür ettim ama aklıma takılan bir soru vardı.
Ustam, bağcıkları neden çıkardın, ayakkabıyı bağcıkları çıkarmadan da boyayabilirdin deyince bana gülümsedi ve hayatım boyunca unutmayacağım şu cevabı verdi.
“İyi bir boyacı, ayakkabının bağcıklarını çıkarmadan boya yapmaz.”
İşte o gün anladım. Bazı insanlar yaptıkları işi yalnızca para kazanmak için yapmazlar. O işin bir hakkı, bir usulü ve bir onuru olduğuna inanırlar. Fikret de onlardan biriydi. O günden sonra ayakkabılarımı hep Fikret kardeşime boyattım. Çünkü işinin gerçekten ustasıydı.
Ama yıllar sonra Fikret'in başka bir ustalığını daha keşfettim. Çok güzel sesi vardı. Hem de öyle sıradan bir ses değil. Bir gün onu dinlerken şaşırıp kaldım. Sesi, Türk müziğinin unutulmaz isimlerinden Ferdi Tayfur'un sesini andırıyordu. Meğer Fikret de büyük bir Ferdi Tayfur hayranıymış. Lakabını da bu nedenle almış.
Askerlik dönüşünde bir dönem solistlik yapmış, sahnelere çıkmış, şarkılar söylemiş, insanları sesiyle buluşturmuş. Belki de o yıllarda içinde büyük bir umut vardı. Belki sahnelerde kalıcı olmayı, şarkı söyleyerek hayatını kazanmayı hayal etti. Fakat hayat her zaman insanın istediği yolu açmıyor. Elinden tutan olmayınca, sahnelerden uzaklaşıp çocukluk mesleğine, ayakkabı boyacılığına dönmüş.
Bugün 60 yaşında. Ailesinin geçimini yine emeğiyle sağlıyor. Fikret’ in içinde hâlâ şarkılar var. Bazen insanın hayatına baktığınızda yalnızca yaptığı işi görürsünüz. Oysa bir insanın yaptığı iş, onun bütün hikâyesi değildir.
Fikret'in de öyle. Onun ellerinde ayakkabılar parlıyor. Ama sesinde yıllar önce yarım kalmış bir sahne hayatının izleri var. Belki de hayat ona büyük sahneleri çok görmüş olabilir. Ama Selçuk'un sokakları onun sahnesi olmuş. Ayakkabı boyarken söylediği bir şarkı, yanından geçen bir insanın gününü değiştirebilir. Çünkü bazı insanların sesi yalnızca kulaklara değil, insanın yüreğine dokunur.
Fikret kardeşimizi dinlerken gözlerinizi kapatın. Bir an için ayakkabı boyacısını değil, yıllar önce sahneye çıkmış genç bir solisti düşünün. Sonra Ferdi Tayfur'un şarkılarından birini hayal edin. İnanın, sesindeki benzerlik sizi de şaşırtacaktır. Ama asıl mesele sesi değil. Asıl mesele, hayatın bütün zorluklarına rağmen yüzündeki gülümsemeyi kaybetmemesi. 60 yaşında hâlâ çalışıyor. Ailesinin rızkını kendi emeğiyle kazanıyor. Yaptığı işin hakkını veriyor ve belki de en önemlisi, yıllar önce elinden alınmış gibi görünen sahne hayalini tamamen kaybetmeden yaşamaya devam ediyor.
Bazen bir insanı tanımak için uzun sohbetlere gerek yoktur. Bir ayakkabınızı teslim edersiniz. O da bağcıklarını çıkarır. Ayakkabınızı büyük bir özenle boyar. Sonra size gülümser. Ve belki bir Ferdi Tayfur şarkısı mırıldanır. İşte o zaman anlarsınız, Bu şehirde yalnızca taşların, sokakların ve binaların değil, insanların da hikâyeleri vardır.
Fikret Hepakarca da Selçuk'un o hikâyelerinden biridir. Emeğiyle yaşayan, işini seven, sesiyle geçmişine tutunan, iki evladının rızkı için çalışan bir insan. Yolunuz Selçuk'a düşerse ve ayakkabılarınızın boyaya ihtiyacı olursa, Fikret kardeşimizi bulun. Ayakkabılarınızı ona teslim edin. Siz de bir yandan çayınızı içerken onun sohbetini dinleyin. Belki şansınız varsa bir de şarkı söyler. O zaman sadece parlayan ayakkabılarla değil, insanın içine dokunan bir hikâyeyle ayrılırsınız oradan.
Çünkü bazı insanlar ayakkabı boyar. Bazıları ise hayatın yıprattığı yerleri de sessizce parlatır. Fikret kardeşim de onlardan biri ve kim bilir, belki sahne ışıkları onun hayatından uzaklaşmış olabilir ama Selçuk'un sokaklarında, elindeki fırçanın yanında taşıdığı o ses hâlâ yaşamaya devam ediyor.
Yorumlar (0)






